24 Şubat 2009 Salı

Bursa medreseleri (Evliya çelebi)

Bursa Medreseleri

Orhaniye Medresesi,
Hüdavendiye Medresesi,
Yıldırım Haniye Medresesi,
Çelebi Mehmed Haniye Medresesi,
Muradiye Medresesi,
Emir Sultaniye Medresesi,
Îsâ Beğ Medresesi,
Emir Sultan yakınında Kasım Paşa Medresesi,
Cüııeyd Beğ Medresesi,
Haeriye Medresesi,
Kadri Efendi Medresesi,
Molla Yeğen Medresesi,
Molla Fenâri Medresesi,
Zeyneddin Hâfî Medresesi,
Sultanî Medresesi,
Bayazıd Paşa Medresesi,
Hamza Beğ Medresesi,
Edebiye Medresesi,
Gazâziye Medresesi,
Veliyeddin Oğlu Ahmed Paşa Medresesi.

Sözü uzatmak istemediğimden medreselerin tafsilâtına girişmedim.Birkaç dârülhadis, dârülkurrâ, dârüttâlimler dahi vardır.

Bursa camileri (Evliya çelebi)


CamileriHepsi 1040 tanedir (Bursa şehrinde 1040 cami bulunması da imkânsızdır. 23.000 ev gerçek olsa bile her 23 eve bir cami düşer ki mümkün değildir. Ancak Evliya Çelebi resmî makamlardan bu rakkamı bütün Bursa Sancağı için almış ve dalgınlıkla şehre ait diye göstermiş olabilir). 357 tanesi sultan, vezir, vükelâ (Hükümet ileri gelenleri), ileri gelenler ve büyük kimselerin camileridir.


Ulu Cami:


Ulucami minyatürü
Yıldırım Bayazıd Han yaptırmıştır. Bursa'nın havadar, yüksek yerinde güzel bir camidir. Cami içinde dörtköşe paye sütunlardan her birinin aşağısı adam boyu kadar altınlı, nakışlıdır; üstünde her payenin dört cihetinde de Tanrı isimleri türlü hatlarla ziynet verir.




Bu yazıların elif harfleri üçer zirâdır ve düzdür. Bu sütunlar üzerinde 19 kubbe vardır ki hep kurşunla örtülüdür. Her kubbenin alemleri güneş gibi ışık verir. Yirminci kubbe yeri caminin ortasında olup sarı pirinç telden bir kubbe örülmüştür. Hayvanlar ve kuşlar giremeyip güneş ışığı girerek aydınlatır. Bu açık kubbenin altında eni boyu aynı büyüklükte bir havuz vardır ki iğinde türlü balıklar yüzer. Bütün cemaat o havuzdan abdest tazeleyip ibadet ederler.Minberi yapan sanatkâr ceviz tahtası üzerine bütün üstadca kudretini sarfedip olağanüstü bir nakışla bezemiştir ki burada olan Bursalı Fahrî oymasının türlü çiçek resimleriyle yazılarını cihan ressamları toplansalar yapamazlar, örneği yoktur. Belki Sinop Camisi'ndeki minber bununla ölçüştürülebilir.Nakışlı bir Müezzinler Mahfili (Toplantı yeri demektir) vardır ki sanki Cennet Mahfilidir. Dört ciheti pencerelerle, pencereler billurlarla bezenmiş aydınlık bir camidir. Evkafı kuvvetli olduğundan burada olan kilim ve seccadeler hiçbir camide yoktur. Her gece yedi kandille aydınlanır ışıklı bir camidir. Gece gündüz kalabalık cemaati vardır. 70 yerde bütün ilimlerde dersiamları vardır. 2000 talebe dersle meşguldür. Bu caminin bir yan kapısından öteki yan kapısına kadar uzunluğu elli ayaktır. Kıble kapısından mihraba kadar 180 ayaktır.3 kapısı vardır: Sol tarafta Hünkâr Mahfili Kapısı. Bu Mahfil tahtânîdir. Kıble Kapısı. Sağ tarafta da Mahkeme Kapısı bulunur.Kıble Kapısı'nda dışarı sofası vardır ama başka camiler gibi büyük haremi (Harem, caminin bahçesi veya avlusu demektir) yoktur. Küçük bir haremi vardır. Ortasında Şeyhülislâm Aziz Efendi abdest almak için bir havuz yaptırmıştır.Bu caminin sağında, solunda iki kaim yüksek minare vardır. Mahkeme tarafındaki minarenin kadehinde üstad mimar bir şadırvan kadehi icad edip bunun suyunu tâ Keşiş Dağı'ndan getirerek cidden marifet göstermiştir. Ama şimdiki halde, zamanla su yolları bozulup fıskiye işlemez olmuştur. Yağmur yağınca o şadırvanın kadehine su dolup kuşlar o rahmet yağmurundan içerek susuzluklarını giderirler. Bu cami Bursa şehrinin Ayasofyası'dır. Bütün camilerin ulusu olduğu için önce bu yazıldı.

Sultan Orhan Gazi Camisi:

Bursa'nın fethinde ilk yapılan bu camidir.Gazi Hüdavendigâr yani Şehit Murad Han Gazi Camisi: Bursa şehrinin batı tarafında, yarım saat uzaklıkta, eski Kaplıca şehrinin Edem (Bu kelimenin okunuşu şüphelidir. "Elif", "dal" ve "mim" harfleriyle yazılmıştır. Yani "Edm" veya "Adm" şeklindedir. Bizim Edem okuyuşumuz bir yakıştırmadır) Mahallesi'nde güzel bir camidir. Yapılış tarzı hiçbir camiye benzemez. Gayet sanatkâranedir. Aşağısı ibadethane, yukarısı çepeçevre medrese odalarıdır. Herkes kendi odasında imama uyup ibadet eder. Görülmesi lâzım güzel bir camidir.Hikâye: Bir gün Murad Han Hazretlerinin bir doğanı uçup tak üzerine konmuş. Murad Han her ne kadar doğanı çağırrnışsa da gelmemiş. Gelmek ihtimali olmadığını da anlayınca öfkelenip "kaskatı kal" dediğinde Ulu Tanrı'nın buyruğu ile o doğan tak üzerinde taş olup kalmıştır. Hâlâ durur. Herkesin gözü önünde bellidir.

Bu caminin bir kapısı, bir tabakalı minaresi vardır. Haremi yoktur.

Yıldırım Bayazıd Han Oğlu Mehmed Hem Camisi:

Yeşil İmaret adıyla meşhur parlak bir camidir. Bursa'nın doğu cihetinde, yüksek bir yerde, üstadca yapılmış, gönül çekici bir camidir. Kubbeleri beyaz ham mermerdendir. İki kubbelidir. Boyu 108, eni 80 ayaktır. İçinde sütunları yoktur. Mihrap ve minberini tariften âcizim. Çünkü o mihrapta olan inceliği anlatmak imkânsızdır. Ancak bir kıble kapısı var ki sağında, solunda yüksek takma varıncaya kadar gayet ince ve güzel nakışlar yapılmıştır ki dünyanın en usta nakkaşları bunları kâğıt üzerine kıl kalemle yazamazlar. Fakat mermer üstadı bu kapıya tam üç yıl, ham mermer üzerine keser vurarak hünerini belli etmiş, bina sahibi Mehmed Han'dan üç yılda 40.000 altın almıştır. Yeşil İmaret Kapısı 40.000 altına yapılmış ve süslenmiştir diye dostlar arasında destan olmuştur. Seyyahlar arasında herkesin cidden övdüğü muhteşem bir kapıdır. Cennete benzeyen bu camide güzel sanatkârlıklar, türlü marifetler yapmıştır ki anlatmak isteyenler övmekte âciz kalırlar. Sözün sonu: Güzelliği ve hoşluğu bakımından yer yüzünde böyle bir insan işi yapılmamıştır. Yeşil Cami diye adlandırılmasına sebep kubbelerinin ve minaresi tacının yeşil ve sırlı çini ile örtülü olup güneş ışığı altında zümrüt gibi parlamasıdır.
Dışarı haremi çınarlarla süslüdür. Bu caminin benzeri Bursa'da olmadığı gibi seyyahlar "başka ülkelerde de böyle bir Tanrı evi görmedik" diyorlar vesselam.


Yıldırım, Bayazıd Han Camisi:

Bursa'nın doğu cihetinde Cennet bahçesi gibi bir gülistan içinde küçük bir camidir. Fakat cemaatten mahrum kalmıştır. Uzunluğu 150, eni 100 ayaktır. Eski tarzda, sadece bir yapıdır. Bir kapısı, bir şerefeli minaresi vardır. Bu cami Temür vak'asında bitirilemeyip eksik kalmıştı. Yıldırım Bayazıd Han oğlu Musa Çelebi Rumeli'den mal gönderip bitirtti. Evkafı az olduğundan garip kalmıştır.


Muradiye Camisi:

Çelebi Mehmed Han oğlu Murad camisidir. Bursa'nın batısında, şehirden dışarıdadır. Dört yanı han, cami, imaret, mescitler, tekke ve medreselerle süslü, mamur, bağlı bahçeli, cana yakın bir ibadet yeridir. Yapan, Fatih Sultan Mehmed Han'ın babası ikinci Murad Han'dır ki ski kere padişah olmuştur. Edirne'de merhum olup na'şı Bursa'ya getirilmiş ve bu caminin alanına gömülmüştür. Ruhaniyetli bir camidir, insan ibadetle meşgul olmak için girse gece gündüz kapanıp çıkmak istemez, iki kubbelidir.
Kıble kapısından mihraba kadar uzunluğu 150, eni 60 ayaktır. Mihrabı, minberi, Müezzin Mahfili sade, güzel ve eski tarzdadır. Bu cami 850 yılında {=29 Mart 144618 Mart 1447) yapılmıştır. Bir tabaka yüksek minaresi vardır. Dış hareminde çınarların her biri göğe uzamıştır. Cemaat, gölgelerinde gamsız kedersiz oturur. Bursa'nın bir gezinti yerinde yapılmış Selâtin camisidir. Nice şehzadeler burada gömülüdür.

Emir Sultan Camisi: Etrafı gören bir şey üzerinde yapılmış bir camidir.
Molla Arap Cebbarı Camisi: Şehrin doğu tarafındadır. Ulu Cami tarzında yapılmış güzel bir camidir. Yüksek yerde olduğundan havası gayet hoş bir gezinti yeridir. Molla Arap Cebbarı adıyla adlandırılmış olup hoş havası insanı cidden cebren götürüp Hakka ibadet ettikten sonra halkla sohbet ettirir.


Musalla Camisi:

Sed başında çimenlik bir ovada yapılmış, dört tarafı kagir duvar büyük bir camidir.

İpek diyarı ve taht şehri bursa (Evliya çelebi)

İpek Diyarı ve Taht Şehri Bursa

Kalesini kimin yaptığı belli değildir. Kalenin temeli yalçın kaya üzerine kurulmuştur. Şekli kareden uzuncadır. Uzuncası doğudan batıya olan yönüdür. Kuzey yönü yüksek olduğu gibi altı da uçurumdur. Üç tarafında asla hendek yoktur. Pınarbaşı, Değirmenler Mahallesi, Leben Mahallesi tarafları derin hendektir. Zamanla hendekleri imar edilmemiştir.Celâli Kara Yazın, Arap Said, Kâlenderoğlu adlı eşkıyalar kuşatarak hendeklerini toprakla doldurmuşlardır. Ama kalenin dört çevre temelinde gözüken taşlardan her biri hamam kubbesi kadardır. Bu da gösteriyor ki kale insanoğlu yapısı değildir.Kale sonraları İzmir Kiralı kadın '"Fidka"nın eline girmiş, bazı burçları ve kuleleri tamir edilmiş olduğundan üzerinde Yunan dilince tarihleri vardır.Kale, Keşiş Dağı'nın (Bugünkü Uludağ) eteğinde olduğundan lodos ve doğu rüzgârlarından emindir. Şehrin evleri kuzey tarafına bakar. Bu evlerin pencerelerinden Filedar Ovası bukalemun resmi gibi gözükür. Kalenin çevresi 10.000 adımdır. 6000 bedeni, 67 kulesi, 5 kapısı vardır. Güney tarafına açılanları Pınarbaşı, Zindan Kapıları'dır. Batıya açılanlar Kaplıca, Balıkpazarı Kapıları'dır.
Kale uzun müddet Rumlar elinde kalmıştı. Konya'daki Selçuklular 7 defa yedişer, sekizer ay kuşatmışlarsa da kış geldiğinden bezginlik getirerek Konya'ya geri dönmüşlerdir.Beğliği zamanında Osmancık dahi 3 defa kuşatmış, üçünde de fethedemeden dönmüştür. Sonra kendisi nikris (= damla) hastalığına tutulup oğlu Orhan Gazi'yi 80.000 askerle (Tabii, Osman Gazi'nin bu kadar askeri olmasına imkân yoktur.. Bunun onda birine malik olmuş olabilir) Bursa'ya göndermiştir. Onlar da kuşatarak Kaplıca tarafında, Pınarbaşı'nda birer büyük kule yapmaya başlayıp 7 ayda bitirebilmişlerdir. Sonra tekrar kuşatmaya başlamışlar, Kaplıca tarafından Orhan Beğ, Pınarbaşı tarafından kardeşinin oğlu Temür Beğ, dağ tarafından Balabaneık Beğ kuşatarak Kâfirleri son derecede sıkıştırmışlar, dışarıdan gelen imdatçıları kılıçtan geçirmişlerdir, O sırada kaleye sığınmış Kâfirler'de kıtlık olmuş, nihayet bir yıl kuşatmadan sonra kale "vere" ile (Bir kalenin içindekilerin çıkıp gitmesi şartı ile teslimi) Orhan Gazı'ye teslim edilmiştir. Tarihi 726 dır (=8 Aralık 1325 - 26 Kasım 1326). Orhan Gazi seğirterek babasına vardıkta onu ölüm halinde bulmuş, "müjde, Bursa fetholundu" der demez, Osman Gazi ruhunu teslim etmiştir.Orhan Gazi, Bursa'ya gelerek müstakil padişah olmuştur. Osman Gazi, İç Kale'de gömülmüştür. Ulu ziyaretgâhtır. Babası Ertugrul Gazi'nin beğliğinde 70 tane şehir fethetmiştir. Önce Akça Koca'nın eliyle Kocaeli fethedilmiştir. İkinci olarak İznik civarında Yalakabad.Osman Gazi, Seyidlerden Şeyh Ede Balı (Seyid falan değildir. Ahi şeyhidir ve Türk'tür. "Ede" kelimesi de ağabey demek olduğuna göre aynı anlamdaki (226. nota bak) Balı ile birlikte kullanılması Türk gramerindeki pekiştirme kaidesinin icabı olmalıdır) adlı azizin kızını almış, Orhan Gazi o kızdan doğmuştur. Orhan" Gazi'nin ilk hutbesini Ede Balı'nın akrabasından Dursun Fakih okumuştur.Bursa yeni fetholunduğundan Kayseri, Konya, Niğde, Aydın, Saruhan, Lârende, Darende, Maraş. taraflarından Müslümanlar gelip oturdular.Orhan, denizler kadar askerle düşmanlarına şahin yuvasından süzülüp intikam aldı; ganimetle Bursa'yı mamur etti. Belh, Buhara, Horasan taraflarından nice erenler (Buradaki "erenler", evliyalar ve ileri gelen tarikat şeyhleri manasınadır) gelip yerleştiler. Bu anda dahi Bursa mamur olmaktadır.Bursa'daki Büyük Yapılarİç kalesi 2000 evdir. Kat kat büyük saraylardır ama bağ ve bahçeleri yoktur. Dar evlerdir. 7 mahalle, 7 cami, 1 hamamı vardır. Çarşısında 20 dükkânı vardır.Sultan Orhan Camisi: İç Kale'dedir. Boyu ve eni 110 ayaktır (Evliya Çelebi bu kelimeyi adım mânâsında kullanmış olmalıdır. Bunun, İngiliz ölçüsü olan ve yaklaşık olarak 33 santim gelen ayakla, tabiî, hiçbir ilgisi yoktur). Bir minaresi vardır. Orhan Gazi burada gömülüdür. "Orhan Davulu" dedikleri kırmızı kılıflı (Metinde "kılıklı") büyük davul bu caminin bir kemerinde asılıdır. Osmanlı Devleti'nde önce bu davul çalınmıştır, önceki Padişahlara mahsus saray da bu kalededir. Fatih'e gelinceye kadar Padişahların sarayı bu idi. Fakat Hüdavendigâr Gazi bazen Edirne Sarayı'nda otururdu.
Şimdi bu saraylara rağbet kalmamıştır. Boştur. Ama yine Serdarları ve Bostancıları vardır.Bu îç Kale'nin anayolları büyük taşlarla kaldırım döşelidir. Evleri eski tarzdadır. Bazılarının temeli Kâfirlerden kalmıştır. Taş ve tuğla duvarlarında tarihler yazılıdır ki bu evlerin ne zaman yapıldıklarını gösterir. Evleri güzel kagir binalardır ve hep kiremitle örtülüdür. Her evin sanâtkârane, servi gibi ocakları, birbirinden güzel şişhaneleri, yuvarlak duman yok edicileri, kale içinde yer yer servi, ceviz ağaçları, üzüm ağaçlan vardır. Suyu ve havası güzeldir. Yüksek yer olduğu için halkı sağlamdır.Bursa'nın Hâkimleri: Fatih Sultan Mehmed Han'dan beri Anadolu Eyaleti'nin merkezidir. Hüdavendigâr adıyla bir Sancak Paşası hâkimdir. Padişah tarafından Hası Hümâyunu 618.079 akçadır. Sancağında 420 zeamet ve 1005 tımar olup Alaybeğisi, Çeribaşısı, Yüzbaşıları vardır. Savaşta kanını üzere Cebelileriyle Alaybeğlerinin sancağı altında silâhlı seçme asker toplanır. Paşası dahi 500 askerle sefere katılır. 500 akçalı üstün bir mollalıktır. Bursa'dan azlolunanlar Edirne ve İstanbul Mollası olurlar. Yüce bir mansıbdır. Yıllık 40.000 kuruş hasıl olur.Şehir içinde 7 Mahkeme Naibi vardır. Kite, Filedar, Apolyund, Kestel, Çukurca nahiyelerine İstanbul tarafından Yeniçeri Çukadarı; pazara giden Saray Kapıcılarından bir Kapıcı Muhzirbaşısı, Padişah'ın tevcihi ile hükmeder. Oda Yeniçeri Bursa Ağası, Cebeci Çorbacısı, Yirmi Yeniçeri Debeneği Kolluğu, Sipah Kethüda Yeri, Nakîbüleşrâfı, Mizan Harir Emini, Gümrük Emini, çöplük Subaşısı, Muhtesib Ağası, Ayak Naibi, bunların hepsi asmaya, idama yetkilidir. Zira şehir büyüktür.Aşağı Kale: Eğri Fatihi III. Sultan Mehmed çağında Kara Yazıcı, Kalenderoğlu, Deli Hasan, Cennetoğlu adlı Celâlîler'in Bursa üzerine hücumlarını Bursa ileri gelenleri işitip Padişah fermanı ile şehrin üç tarafına burçlu, kuleli, köşeli, dirsekli, her tarafı mazgallı yalın kat bir kale yapmışlardır ama okadar sağlam değildir. Bu da Keşiş Dağı'nın eteğinde doğudan batıya büyük bir şehirdir. Uzunluğu bir, genişliği yarım fersahtır. Çepeçevre İç Kale'nin üç tarafını sarmış olan bütün etrafı 15.000 adımdır. Duvarları o kadar yüksek değildir. Tatarlar Kapısı tarafında hendeği vardır. Başka cihetlerinde yoktur. Hendeğe de ihtiyaç görülmez. Çünkü gayet sulu yer olduğundan düşman gelip duramaz. Yer yer kuleler üzerinde toplar ve mazgalları çoktur. Fakat îç Kale'de cebehane ve top pek çoktur.Bayramlarda, donanmalarda büyük şenlikler olur. Dizdarı vardır. Şehrin 6000 den çok gece bekçisi vardır. Kapılarının bazısı demir kanatlıdır. Her kapının üzerindeki kulelerde tahtadan ziynetli mazgal yerleri koymuşlardır. Düşman kapı önüne gelse bu deliklerden taş, humbara bırakılır.Doğu yönünde Tatarlar Kapısı, kuzey yönünde Filedar Kapısı vardır. Hasan Pasa Kapısı ve daha başka kapılan da vardır.
Bu kalenin iğinde mamur, kat kat, eski tarzda 23.000 ev vardır (Bu rakkam mübalağalıdır. Her eve 5 kişi hesabıyla Bursa'da 115.000 kişi olması icab eder ki 17. Yüzyıl ortası için imkânsızdır). Yukarı iç Kale'de Padişahlara mahsus büyük bir saray olup içinde 3 hamamı, 600 dükkânı vardır. Dar yerde olduğu için bahçesi yoktur.Bu şehirde 176 Müslüman mahallesi, 7 Ermeni mahallesi, 9 Kum mahallesi, 6 cemaat Yahudileri, 1 Çingene mahallesi, Muradiye yolu üzerinde 1 de Miskinler (= cüzzamlılar) Mahallesi vardır.Bu şehir düz bir yerde olup Yukarı Kale eteğindeki evler, imaretler, Ulu Cami semtleri şehrin yüksek yerine düşmüştür. Kuzey cihetinde, bir saat mesafede bulunan Filedar Ovası'ndan güneşin ışınları vurunca bu şehrin, Keşiş Dağı eteğinde mavi kurşunla süslenmiş olan han, hamam, mescit, Selâtin camileri ve kat kat çarşılarını temaşa edenler hayran kalır.Bu şehir, Filedar Ovası'ndan acayip, garip bir manzara teşkil eder. Gördüğüm şehirlerin hiçbirine benzemez. Ruhaniyetli bir şehirdir. Burada olan büyük evliyalar, müfessirler, muhaddisler başka diyarda yoktur. Olsa olsa Bağdat'ta vardır.Güney tarafında olan Keşiş Dağı sanki hayat suyunun madenidir. Çünkü bu büyük dağdan 1060 tane adı, sanı ile malûm hayat suyu kaynaklar gibi akıp her yeri sular. Yukarıda yazılan büyük saraylara yeraltı su yolları ile bölüştürülmüştür, öylece evden eve gider.Yemiş ağaçları, çiçekleri, hele erguvan ağacı boldur. Yılda bir defa Emir Sultan Hazretlerinin erguvan toplantısı olup her yerden pek çok insan toplanır ki bu büyük derneğin tarifinden kalem âcizdir. Böyle bir topluluk ancak Emir Sultan şevkiyle olur.Memleketi güzel, halkı sevimli, tarlaları çok, nimetleri fazla, suyu ve havası hoş mamur ve büyük bir şehirdir. Anadolu'daki büyük şehirlerden biri de bu Bursa'dır.

Evliya çelebi seyahatine Bursa ile başlıyor

1050 Tarihinde (233) İstanbul'dan Bursa'ya Seyahatimiz, Gördüklerimiz ve Çektiklerimiz
Rüyamda Peygamber'i görüp "şefaat" yerine yanlışlıkla "seyahat" dediğimin ertesi günü, sabahleyin Gedikpaşa semtindeki eski dostum olan Okçuoğlu Ahmed Çelebi'nin evine gittim. Gördüm ki büyük bir hazırlıkla Bursa şehrine gitmeye karar vermiş. Bana: "Kardeşim Evliya! Gel seninle yoldaş, olup beş on gün için eski payitaht olan Bursa şehrini görüp gezelim. Belki mahzun gönlümüz şâd olur. Orada eski Osmanlı Padişahlarının mezarlarını ziyaret edelim. Hele Emir Sultan Hazretlerinin türbesine yüz sürüp gönlümüzü aydınlatalım" diyince içime bir ateş düştü. Hemen kabul ettim. Orada bulunanlar "Uğurlu olsun. Sağlıcakla dönmek kısmet olsun" diye dua edip Fatiha okudular. Ben de hemen, babamın ve annemin haberi olmadığı halde 20 arkadaşla Eminönü'ne gelip bir Mudanya kayığına bindim.


Önce Galata Burnu'ndaki Kurşunlu Mahzen» önünden Haliç'i geçtik. Fındıklı kasabası önünde durarak birkaç tane tam usta gemici yolcuları gemimize aldık. 1050 Muharreminin ilk cuması (= 27 Nisan 1640) idi. Kuşluk vaktinde uygun gündür diye gemiciler bir yere gelerek seren çekip demir aldılar, Levendler "Hüdâ âsân ede" diye Fatiha okudular. Pupa yelken Saray Burnu akıntısını ve girdabın» geçip yelkeni Bursa'ya doğru açtık. Gemide herkes şevk ile tatlı tatlı konuşuyordu. Bazı okuyucu arkadaşlar:
Allâhümme yâ hâdî,
Âsân eyle yolumuz.
Sehhil umûre'l-vâdi,
Tez geçir, tut elimiz (234)
İlâhilerini söylemekte idi. Meğer arkadaşlarımızdan birisi Sultan İbrahim'in Karcıbaşısı Sefer Ağa'nın tanburacısı ve kemençecisi imiş. Yine beraberimizde olanlardan bir başkası da Büyükvezir Kara Mustafa Paşa'nın uşağı Kara Receb Ağa'nın çöğürcüsü (Çöğür, Türk halk müziğinin sazlarından biridir. 17. Yüzyılda klâsik müzikte de kullanılmıştır. Kopuza benzeyen bir sazdır ) ve okuyucusu imiş. Hepsi bir yere geldiler. Ben: "Geliniz, şu gam girdabında gamı atmak için bir segah faslı edelim" dedim. Kabul ettiler. Gemicilerden Kışlıkçı Dayı, Çordam, Cıvık Veli adlı dayılar da çöğürleriyle gelip bizimle ahenge katıldılar. Âşıkane :bir Hüseyin Baykara faslı oldu ki zevk sahiplerinin ağızlarından salyalar aktı. Bu zevk ve sürurla Heybeli Adası'nın önüne vardık.
Heybeli Adası: İstanbul'a 18 mildir. Çevresi 9 mildir. Mamur bir yerdir. Bir manastırı var. Yılda bir kere Rumlar kayıklarla gelip ziyaret ederler. Ada halkı hep zengin Rum reisleridir ("Reis" gemi sahibi olup onun kaptanlığın da yapan kimse demektir). Hayat suyu gibi suları ve güzel bağları vardır, Hâkimleri Bostancıbaşı ile bir Yeniçeri yasakçısıdır. Oradan kalkıp uygun bir havada hızla gidip şakıyarak beş saatte Mudanya kıyısına vardık.
Mudanya: Bu şehir İstanbul tekfurunun kızı Mudanya'nın yaptırmasıdır. Bana gurbet diyarında ilk cuma namazı bu şehirde kısmet olmuştur. Ticaretgâh bir iskeledir. Gidip gelenler için emin bir limandır. Çünkü Mudanya, İstanbul Halici'nin kıblesindeki (= güneyindeki) bir bucakta olduğundan yedi rüzgârdan korunmuştur. Ama kuzey rüzgârından o kadar emin değildir.
İskele başında gümrükhanesi vardır. Gelip giden gemilerden, karadan gelen tüccardan Padişah öşrü alınır. 10 yük akça imtizama bırakılmıştır.
Şehir, deniz kıyısında, geniş bir alandadır. Kafesi bir alçak, kapalı yerde taş yapıdır. 721 tarihinde (= 31 Ocak 1321 - 19 Ocak 1322), Orhan Gazi,, şehzadeliğinde, babası Osman Gazi'nin izniyle bu kaleyi fethedip bir daha Kâfir almasın diye yer yer yıktı. Fakat az bir çalışma ile onarılması mümkündür.


Şehir, Anadolu Eyaletlerinde Gazi Hüdâvendigâr Sancağı'nın Voyvodalığadır. 150 akçalık kazadır. Kadılığı yılda 2000 kuruş getirir. Bazı kere de Bursa Mollası'na başmaklık bahası olarak ihsan edilir.
Güzel bir kazadır. 3 camisi, 7 mescidi, 3 hanı, 1 hamamı, 2 sibyan mektebi, 200 kadar dükkânı vardır.
Halkı Rum'dur. Suyunun ve havasının güzelliğinden Rum güzelleri çoktur. İnciri, üzümü, şırası meşhurdur. Hele sirkesi bütün dünyaya dağıldığından bu şehre "Sirke Yurdu" derler.
Sonra atlarımıza binerek kıbleye doğru bağ ve bahçeler içinden geçip dört saatte Filedar Ovası adlı mamur ovadan geçmek suretiyle Nilüfer Irmağı'na geldik.
Nilüfer Irmağı: Bir akarsudur ki baharda asla geçit vermez. Kıble tarafından Ruhban, Keteli, Kestel dağlarından gelip toplanarak Filedar Ovası'nda akar ve binlerce tarla ve ağacı suya boğar. Büyük yol üzerinde sağlam bir köprüsü vardır ki her kemeri eleğimsağmadan nişan verir. Bunu Nilüfer Sultan (Bilecik tekfurunun kızı iken Osman Gazi tarafından tutsak edilerek oğlu Orhan Beğ'le evlendirildiği Süleyman Paşa ile I. Murad'ın anası olduğu eski Osmanlı kroniklerinde yazılır) yaptırdığından onun adına nisbetle Nilüfer Köprüsü derler. Irmak buradan geçerek batı tarafından Akdeniz'e dökülür. Buradan iki saat giderek Bursa'ya vardık.